28 Haziran 2019 Cuma

Fransa Amerika’ya yenildi !


Futbolu pek sevmem, ancak önemli maçları takip ederim. Özellikle Dünya Kupası, Avrupa Kupası ve  Şampiyonlar Ligi gibi önemli gördüğüm maçları izlerim. Hele havanın sıcak olduğu mevsimlerde oynanan sözkonusu bu maçları terasta izlemeyi kaçırmam.

Bu akşam da önemli bir maç oynandı. FIFA Bayanlar Dünya Kupası çeyrek maçlarından Fransa-Amerika (ABD) maçı Paris’te oynandı. Şimdiye kadar ilk defadır bayanların oynadıkları bir maçı sonuna kadar izledim. Doğrusunu söylersek ; şimdiye kadar bayanların futbol oynamasını pek önemsemiyordum, « Kadınlar fiziki olarak zayıftır, o nedenle pek heyecanlı maç yapamazlar » diye düşünüyordum. İtiraf edeyim ; yanılmışım, bu akşam izlediğim maç çok kaliteli ve heyecan vericiydi. Zerafetiyle bilinen kadın futbol oynarken hem zerafetinden taviz vermiyor hem de maço erkekten daha güçlü, heyecan yaratarak oynayabiliyor.

Bu kupaya ev sahipliği yapan Fransa en az finale kadar gitmeyi planlamıştı fakat olmadı, 3 kez Dünya Şampiyonu olan Amerika milli takımına yenildi. Oysa güzelliğiyle dikkatleri üzerine çeken Fransa Bayanlar Milli Takımı Teknik Direktörü Corinne Diacre bu kupayı almaya çok hazırlanmıştı. Bu akşam gözleri yaşlı olarak Parc des Princes Stadından ayrıldı. Geleceği tartışılıyor.

Maço erkek takımları kadar Bayan Futbol Takımlarının maçları da zevklidir. Makyajsız, sadece ojeli olarak sahaya çıkan bayan futbolcular hem zarif ve hem de güzelliğinden taviz vermiyorlar. İzlemek lazım.

Bakalım bu günlerde G20 Zirvesi için Japonya’nın Osaka şehrinde bulunan Tramp ve Macron arasındaki maç nasıl gider. Macron’un yaptığı açıklamaya göre, eğer ABD Paris Antlaşmasının gereklerini yerine getirmez ise kendisi zirvenin sonuç bildirgesine imza atmayacak. Bu akşam izlediği maçtan sonra acaba tavrı değişti mi ? Göreceğiz.

Ahmet . G. DERE  /  29.06.2019   

26 Haziran 2019 Çarşamba

Avrupa Parlamentosu Seçimleri ve Yeni Dengeler


23-26 Mayıs 2019 tarihlerinde Avrupa Parlamentosu Seçimleri gerçekleşti. 28 üye ülkede gerçekleşen seçimlere katılım %51 oldu, böylece 2000’li yılların en yüksek katılım oranı oldu. Gerçekleşen seçimler Avrupa Birliği’nin 2019-2024 yılları arasında görev yapacak yeni parlamentosunu oluşturdu. Fakat AP çok parçalı, AB’nin geleceğinde müzakere ve uzlaşmayı gerekli kılacak, yasa yapımını ise zorlaştıracak bir yapı meydana gelmiştir.

Seçim sonuçlarına göre, Hıristiyan Demokratlar (PPE) ve Sosyal Demokratlar (Sosyalistler) birinci ve ikinci siyasi grup olma özelliklerini korudular ancak parlamento tarihinde ilk kez çoğunluğu sağlayamadılar. Yeşiller ve Avrupa yanlısı Liberaller parlamento’daki oy oranlarını artırdılar. Aşırı sağcı / popülist ve milliyetçi partiler ise  oylarını hatırı sayılır oranda arttırarak AB’nin geleceğinde daha fazla söz hakkı edinmiş oldular.

AP seçimlerinden sonra yeni dönemde bu kuruma başkanlık yapacak Parlamento Başkanı  seçilecek. Bununla birlikte AB Komisyonu başkanı ve AB Konseyi başkanı da seçilecek. Ayrıca AB’nin dış ilişkilerinden sorumlu temsilcisi ve Avrupa Merkez Bankası başkanının da yeniden seçilmesi gerekiyor.

Avrupa Parlamentosuna başkan seçilecek kişi iki büçük yıllık görevine, normal şartlarda 1 Temmuz’da başlaması gerekir. AB Konseyi başkanı ise 1 Aralık’ta, diğerleri ise, büyğk ihtimalle  Kasım ayında yeni görevlerini devralacaklar. Avrupa Birliği sözkonusu yönetici kadrolarını belirlerken başta cinsiyet olmak üzere, siyasi grup ve coğrafi temsil konusunda da dengeleri gözetecek.

AB Yöneticilerinin en fazla önem verdikleri görev AB Komisyonu başkanlığıdır. 20-21 Haziran günlerinde yapılan  Avrupa Birliği Liderler Zirvesinde AB Komisyonu başkanı konusunda uzlaşma sağlanamadı. Angela Merkel’in aday gösterdiği Manfred Weber (AP’nin bir önceki Hiristiyan Demokratlar-PPE- başkanı) Paris tarafından kabul görmeyince zirve bir anlamda karar almadan dağıldı. Daha sonra Manfred Weber’in yaptığı açıklamalarda halen aday olma konusunda ısrarlı olduğunu görüyoruz. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron Almanya’nın adayını kabul etmemekle birlikte kendi adayını da göstermiyor. Macron belli bir isim üzerinde durmamakla beraber, tecrübeli ve güvenilir bir adayın başkan olmasını istediğini açıkladı. Diğer taraftan Sosyalist grubun adayı var. AP seçimlerinde Sosyalistlerin liste başı adayı olan Hollanda’nın eski dışişleri bakanlarından Frans Timmermans ise AB’de oldukça deneyimli ve halen AB Komisyonu’nun birinci başkan yardımcılığı görevini yürütüyor. Oy oranları düşmesine rağmen, yapılacak pazarlıklar sonucu Sosyalistlerin Komisyon başkanlığını kazanma şansı yok değil.

AB yolculuğunu devam ettirebilmek için, her şeyden önce AB yanlısı birinin Komisyon’un başkanlık koltuğuna oturması gerekiyor. Bu nedenle güçlü, tecrübeli, güvenilir ve uzlaştırıcı olma özelliklerini taşıyan bir aday bulunmak zorunda.

30 Haziran’da toplanacak olan AB Liderler Zirvesi bu konuda karar vermesi bekleniyor.

Avrupa Komisyonu AB için önemlidir. Çünkü AB Komisyonu ve başkanı üye devletlerin direkt çıkarlarını değil, AB’nin genel çıkarlarını temsil ediyor. Bu nedenle Komisyon, AB’nin gelişim ve ilerlemesini sağlayacak karar verici organlar içinde AB adına konuşan esas kurumdur. AB liderlerinin Komisyon başkanı ismi üzerinde anlaşmalarının ardından, sözkonusu isim AP’nin gündemine de giriyor, oy çoğunluğuyla seçilmesi gerekiyor.

Yeni süreçte AB-Türkiye ilişkileri de masada olacak. Türkiye açısından zor bir süreç olacağı şimdiden belli. Avrupa Parlamentosu bu yılın son aylarında Türkiye ile ilgili dosyasını yeniden açacak. Ancak  AB’nin yeni yöneticilerinin Türkiye’ye dair pek de pozitif görüşleri yok. Dolayısıyla AB-Türkiye yolculuğunda ciddi engeler çıkacaktır.

Kürt Sorunu ile ilgili ise mevcut durumda pek ciddi birşey söylenemez. AP’nin yeni yapısında Kürtlere yakın isimlerin olmasıyla birlikte, Kürt Sorunu ile ilgili tartışmalara pek sıcak bakmayanlar da var. AP’de gücünü artıran Aşırı Sağcıların bu konuda pek pozitif oldukları söylenemez. Dolayısıyla AP’de Kürt Sorunu ile ilgili tartışmaların yapılabilmesi için Kürt Kurumları üzerine önemli görevler düşmektedir. Özellikle Avrupa’daki Kürt Kurumları bu konuda daha ciddi ve akılıca aktiviteler geliştirmeleri, AP’de iyi bir lobi faaliyetini yapmaları gerekiyor.

Ahmet Gülabi DERE
25.06.2019

4 Mart 2019 Pazartesi

Türkiye’de Bir Yerel Seçim Daha ….

31 Mart günü Türkiye’de bir yerel seçim daha yapılacak. Daha diyorum, zira 2002 yılından bu yana hangi Belediye hangi parti tarafından yönetildiği belli, yapılacak olan ‘seçimler’ pek farklı bir sonuç ortaya çıkarmayacak da ondan.

Bu yılın başından beri binlerce Yerel Seçimler Türkiye’nin gündemine girmiş. Şubat ayından bu yana da on binlerce insan, hemde hafta ortasında, miting meydanlarında toplatılıyor. Medeni ülkelerin hiç birinde hafta ortasında, mesai saatlerinde meydanlarda miting yapılmaz. Dolayıaısyla ya o meydanları dolduranlar başı boş insanlardır, ya onları oraya getirenler, ya da tencere yuvarlanmış tabağını bulmuş misali.

Türkiye’nin derin bir ekonomik krizle karşı karşıya olduğunu aklı selim olan herkes biliyordur. Ne var ki son aylarda Yerel Seçim havası ile gelecek olan o derin krizi gizleniyor. Muhalefetteki partilerden bazıları bu gerçekliği dile getiriyor olsa da sesleri pek duyulmuyor, TV ve yazılı basın Sarayın talimatlarına göre yayın çizgisini belirliyorlar. Dolayısıyla 1 Nisan herkes için bir şaka günü olabilir, ancak bu yıl 1 Nisan Türkiye için gerçek ve ciddi bir ‘şaka’ olacaktır.

Bir önceki genel seçimlerde olduğu gibi bu Yerel Seçimlerde de AKP ve MHP itifak halinde seçimlere giriyorlar. Aralarında pek siyasi fark olmayan sözkonusu iki parti giderek kurumsal olarak da birleşecek gibi bir yol  izliyorlar. Diğer taraftan da CHP ve Iyi Parti’nin kurdukları yarı itifak var. HDP, Saadet Partisi, DSP ve diğer partiler ise yerel düzeyde kısmi itifakları gündemine almışlar.

Siyasi çalışmalarda, özellikle de seçimlerde itifak yapmak dünyada genel bir siyasi taktiktir. Ancak itifak yapılırken temel iki husustan taviz verilmez, verilmemelidir. 1 : Parti temel ilkelerinden taviz verilmez. 2 : Seçmenin çıkarları gözetilir. Kim kiminle itifak yaparsa bu temel iki noktada duyarlı olur. AKP ile MHP’nin bu noktada isabetli davrandıklarını söylemeye gerek yoktur. Zira her iki parti de birbirine çok yakın ilkelere sahiptir. Seçmen potansiyeli de hakeza. Ancak diğer partiler için aynı şey söylenemez. CHP ile Iyi Parti için ciddi bir sıkıntı olmazken, HDP’nin yerel düzeyde itifak yaptığı bazı partilerle sorunları olduğu aşikar.

Yapılacak olan Yerel Seçimlerden önce AKP-MHP itifağı tarafından HDP’ye karşı bir linç operasyonu almış başını gidiyor. Şimdiden nereye hangi kayum atanacağı tartışılıyor. Bununla HDP seçmenine mesaj verilmek isteniyor. « Siz HDP’den belediye başkanını seçerseniz de biz istediğimizi oraya atayacağız » gibisinden bir mesaj. Elbette HDP’ye gönül vermiş seçmen bu tür psikolojik operasyonlara aldırmaz, ancak kararsızlar için aynı şey söylenemez.

Sistemin HDP’yi dıştalaması yanında HDP’nin yanlış bazı kararları da onu dışarıda tutuyor. Örneğin Saadet Partisi ile yerelde de olsa itifak yapmanın ne kadar ilkeli ve doğru olduğu tartışma konusu. Yine oylarının en az %10’dan fazla olduğu bazı il ve ilçelerde aday çıkarmaması pek doğru bir yaklaşım olduğunu sanmıyorum. Yerel Seçimler sadece kazanacağın yerlerde seçime girilecek bir seçim değildir, iddialı bir siyasi parti her yerde adayını çıkarır, onun için halktan oy ister. Ne yazık ki HDP’nin bu konudaki duruşu çok zayıf.

Diğer bir nokta da şu ; HDP’nin aday listesine bakıldığında ne yazık ki çoğu eski, artık siyasetten pek yenilik yapabilecek, başarı gösterebilecek niteliğe sahip olmayanlar çoğunlukta. Feodal bir yaklaşım ile adayların tespit edildiğini söylemek yanlış değildir. Yıllardır  birileri tarafından illahi ya milletvekili ya da belediye başkanı yapılan bazılarının artık başarılı bir siyaset yapacaklarına kimse inanmaz. Yeni yüzlerin öne çıkarılması gerekirken ne yazık ki HDP yine yarı çürüklerle yola çıkmış durumda. AKP-MHP itifağının da saldırılarını dikkate aldığımızda bu Yerel Seçimlerde HDP’nin başarılı olabileceği noktasında ciddi bir etken yok gibi.


Ahmet Gülabi Dere  / 02.03.2019

2 Ocak 2019 Çarşamba

Türkiye'de Yerel Seçimler

31 Mart’ta Türkiye sandık başına gidiyor. Yerel de olsa bu seçimler önemlidir. Zira halka hizmet önce yerelden geçiyor, yerelde hizmet etmeyen, edemeyen bir müesesenin başarılı olması düşünülemez. Bu nedenle AKP de sözkonusu bu seçimlere önem veriyor, devletin tüm gücünü de arkasına alarak çalışıyor. AKP’nin bu seçimlerde başarısız olması durumunda gelişme grafiği aşağı doğru düşer, önü alınamaz bir hale girer.

AKP’nin MHP ile bu yerel seçimler itifak yapma gereksinimi duyması geçen Cumhurbaşkanlığı seçimlerine benzemez, zira yapılacak olan iki türlü bir seçim değildir. Eğer AKP kendisi açısından zayıflama tehlikesini görmemiş olsaydı 31 Mart için MHP ile itifak yapmazdı. Zira yapılan itifağa göre MHP’nin en az iki büyükşehir daha alması öngörülüyor. Bunların da AKP’den MHP’ye kayacağını düşündüğümüzde AKP’nin bu seçim itifağına daha fazla ihtiyaç duyduğu anlaşılıyor.

AKP-MHP itifağının kârlı tarafı daha çok MHP olurken, dezavantajlı pozisyonunu avantaja dönüştürebildiği için AKP’nin de kârlı olacağını tahmin etmek zor değildir. Bir önceki yerel seçimlerine göre AKP’nin belediye sayısı düşecek, buna kesin gözüyle bakılabilir, ancak kaybedeceği belediyelerin bir kısmı MHP’ye, bir kısmı da İyi Parti’ye ve Saadet Partisi’ne gidecektir. Ne CHP nede HDP bundan pay alamayacağını düşünüyorum.

Kılıçdaroğlu’nun başında bulunduğu CHP yine klasik Atatürkçü düşünce ile kısır döngü içinde debeleniyor. Nerede hangi adayı göstereceği noktasında ciddi bir ikircikli durumu yaşıyor. Türkiye’nin en önemli iki büyük kenti olan Ankara ve İstanbul’da Büyükşehir Belediyesine aday yaptığı Mansur Yavaş ile Ekrem İmamoğlu bu seçimlerde göstereceği başarının aynasıdır. Sözkonusu her iki adayın, şimdiye kadar basına yansıyan demeçlerine bakıldığında, her ikisi de bu seçimleri şimdiden kaybetmişlerdir. Ankara adayının "Herkes ile görüşürüm HDP dışında" demesi, İstanbul adayının ise HDP ile ilgili özel bir çaba sarfetmeyeceğini söylemesi ne kadar cahil ve henüz çocuk olduklarını ortaya koymuşlardır. Gerek Ankara’da gerekse de İstanbul'da yaşayan hangi Kürt bu kişilere oy verir ? Olsa olsa Kürtlüğünden birşey anlamamış olanlar belki oy verir, diğerleri değil.

Bir süre öncesine kadar, yani CHP'nin İstanbul'da hangi adayı göstereceği henüz açıklanmazken kazanması pek olasılık dahilinde idi, fakat son günlerde görüyoruz ki sözkonusu olasılık bile görülmüyor. Aday gösterdiği Ekrem İmamoğlu’nun HDP ile ilgili söylediklerinden hareketle bakıldığında zaten zayıf olan kazanma olasılığı da kaybolmuştur. Gönül isterdiki temiz yetişmiş bir CHP'li aday gösterilsin. Öyle olması durumunda İstanbul'da yaşayan tüm Kürtlerin de kendisine destek vermesini isterdik, ancak olmadı, yine CHP kalitesiz aday gösterme alışkanlığından ısrar etmiştir. Dolayısıyla öyle görünüyor ki, gerek İstanbul gerekse de Ankara yine AKP ile devam edecek. Ankara ve İstanbul CHP için Türkiye’nin aynasıdır, bu iki büyükşehirden en az birini alması demek Türkiye genelinde belediye sayısını artması demektir.

HDP açısından da yapılacak olan yerel seçimlerin önemi büyüktür. Her ne kadar  bazılarına göre seçimlerden sonra yine kayumlar atanacak olsa da bunun şimdi tartışılması pek fayda getirmez. Hatta yaşanan kayumlardan ötürü bu seçimlerde daha dirayetli olmak lazım gelir. Henüz adaylar netleşmemiştir, dolayısıyla varolan bu zaman dilimi içerisinde doğru adayların tespiti de önemlidir. Takip ettiğim kadarıyla bazı kentlerde aday adayları birlikte hareket ederek (Muş’ta olduğu gibi) seçim çalışmalarını sürdürüyorlar. Bu tabloyu adayların tespitinden sonra da görmek isteriz.

HDP’nin aday tespiti sürecinde daha önce yaşanan sorunların tekrarlanmamasını arzuluyoruz. İllahi geçmişi HDP’nin devamı olduğu bilinen diğer partilerden gelen kişilerin aranmaması gerekir, iyi niyetli, çalışkan ve en önemlisi de salt halka hizmeti özümseyen kişilerin aday gösterilmesi çok gereklidir. Geçmişte yaşandığı gibi, eğer tekrar « şu kişi felankesin akrabasıdır », « bu kişi de bevankesin akrabasıdır » veya « felankes bevankesin yakınıdır » deyip ona göre aday gösterilse çok yazık olmuş olacaktır. Bir de HDP’de adeta koltuğu satın almış bazı isimler vardır, onların da bir şekilde mütevazilik gösterip aday olmamaları veya adaylıktan çekilmeleri isabetli olacaktır.

HDP’nin dikkat etmesi gereken diğer bir nokta da şudur ; şimdiye kadar hep bir yerlerden talimat alıyormuş gibi bir görüntü verme yerine kendi iradesiyle hareket eden bir parti gibi karar alması önem arzediyor. Bunu başkaları kulanmasın diye yapmamalı, özünde öyle olduğunu da gösterebilmelidir.

Hepinizin yeni yılını candan kutlar, olasılığı pek mümkün görünmese de, barış ile geçecek bir yeni yıl diliyorum.


Ahmet G. DERE  /  01.01.2019