9 Ağustos 2019 Cuma

TC’nin Rojava Hevesi….


Türkiye’nin Rojava'ya girme gayesinin temelinde yeni bir Kürt Bölgesinin dünya’da tanınmasını engelemek vardır. Ancak bu öyle kolay olmayacaktır, sözkonusu bölgeye girmek veya orada geliştirilmek isteneni engelemek uluslararası güçler için ciddi bir sorun teşkil ediyor. TC’nin bu konudaki yaklaşımı, özellikle ABD, Rusya ve Avrupa'yı yakından ilgilendirdiğini, hatta rahatsız ettiğini bellirtmek lazım. Dolayısıyla, bırakalım Rojava’ya girmeyi, ora ile yakından ilgili olmak bile sözkonusu güçlerin bilgisi dışında olamaz. Hele hele ABD için, özellikle Pentagon için, Suriye’nin Kuzey Bölgesi kırmızı çizgi halini almıştır.

Bugünlerde türk ve ABD yetkilileri arasında yapılan görüşmelerden sonra basına sızan açıklamalardan anlaşılıyorki TC’nin istediği vize alınamamış. Fakat işin perde arkasında gerçekten nasıl bir karar alındığını da kimse bilemiyor. Yakın zamanda bu noktadaki bilinmeyenler anlaşılacaktır. Ancak bilinmelidir ki ciddi konularla alakalı olarak devletlerarası temasların sonucunda kamuoyuna yansiyan hususların tam tersine kararlar çıkabiliyor. Hele hele bu Suriye ve Rojava ile alakalı ise kapalı kapılar ardında çok farklı mecralarda konuların da ele alındığını bilmek lazım.

TC'nin Rojava'ya girme talebi ve bu yöndeki tüm çabası Rojava'nın sınırları dahilinde bir « Güvenli Bölge » oluşturmak olduğunu biliyoruz. Bu talebinin hayat bulması için de herşeyini masaya koymuş gibidir. Mevcut durumda tarafların yaklaşımlarına bakıldığında, özellikle « Güvenli Bölge » konusunda TC’nin ileri sürdüğü talebin ABD tarafından kabul görmediğini tahmin etmek zor değildir. Bir anlamda TC’nin Rojava’ya girme ve hatta « Güvenli Bölge » hevesi kursağında kalmıştır.

ABD’nin « Uçuşa yasak » bölge dediği şeyin ne olduğunu henüz bilemeyiz. Önümüzdeki süreçte pratik olarak nasıl gelişeceğini görürüz. Birilerine göre sözkonusu uçuşa yasak bölge daha önce Güney Kürdistan için ilan edilen 33. Paralel gibi olacaktır. Eğer öyle olursa o zaman yakın gelecekte Rojava Bölgesel Yönetimi gibi bir statünün uluslararası alanda resmiyet kazanması kaçınılmazdır. Oysa 90’lı yıların İrak’ı ile şimdiki Suriye aynı değildir. Diğer bir faktör de KDP ve YNK ile şimdiki PYD arasında da çok fark vardır. Rusya’nın da orada hakim bir durumda olması objektif olarak şartları oldukça farklı kılmaktadır. Özellikle biz Kürtlerin bu durumu iyi görmesinde fayda olduğunu düşünüyorum.

TC’nin Rojava ile ilgili gayesi konusunda Avrupa’nın halen karşı duruşunda ısrarlı olduğunu görüyoruz. Yumuşak karnı ise Suriyeli mülteciler kartıdır.  Bu kart TC'nin elinde bir koz olarak AB'ye karşı kulanıldığını da herkes biliyor. Fakat Avrupalıların da bu noktadaki tavrı netleşmek zorunda, yakın günlerde daha açık bir duruşun gelişebileceğini düşünüyorum.

TC’nin Rojava ile alakalı planı konusunda Güney Kürdistan Bölgesel Yönetimi de kayıtsız değildir. Güney Yönetiminin bu konudaki yaklaşımını çok açık ve net bir şekilde ortaya koymaktan kaçındığını biliyoruz. Açıktan taraf tutmamakla birlikte, kendi dar çıkarlarını korumaya çalışıyor olduğunu anlamak zor değildir. Diğer bir anlamda kapalı kapılar ardında bir şekilde TC’nin « Güvenli Bölge » dediğine yeşil ışık yaktığını da söylemek mümkündür.

Uluslararası siyasi arenada her an sürpriz değişiklikler ortaya çıkabildiğini unutmamalıyız. ABD, Rusya ve Avrupa'nın mevcut duruşu da kalıcı değildir. Bana göre kalıcı olan tek şey ; sözkonusu bu güçlerin, herşeye rağmen, TC'nin Rojava'ya kalıcı girişine müsade etmeyecekleridir. Bunu Kürtlerin çıkarı için değil, kendi çıkarları için yapacaklar. Bu nedenle biz Kürtlerin ne ABD, ne Rusya ne de Avrupa'dan çok şey beklememiz saflıktır. Fakat siyasetin gereğini ve dilini çok iyi kulanarak sözkonusu bu güçlerin duruşundan da faydalanmak mümkündür. Bu noktada PYD'nin rolü önemlidir. Diplomaside esnek olup dengeleri de iyi kulanabilmelidir.

Kürtlerin eski Kürtler olmadığı gerçekliğinden yola çıkıp günümüzdeki gelişmeleri analiz ederek iyimser olmak mümkündür. 1923'te Lozan'da Kürdistan 4 parçaya bölündüğünde ne ulusal ne de uluslararası alanda hiç kimseden bir tepki gelmemişti. Oysa mevcut durum çok farklıdır, örgütlü bir tepki olmasa da dünyanın hemen her yerinden Kürtlerden ve dostlarından ses çıkıyor. Kürtler kendi aralarında siyasi bir birliğe sahip olmasalar da dugusal birliktelik var ve gelişiyor. Birileri buna çomak soksalar da tutmaz; zira Kürt eski Kürt değildir. Dolayısıyla uluslararası güçler kendi çıkarlarını düşünseler de Kürtlerin halihazır durumunu da görmezden gelemezler. Zayıf da olsa Kürtler artık bölgede bir aktör olmuştur.

Ahmet Gülabi DERE
09.08.2019

28 Haziran 2019 Cuma

Fransa Amerika’ya yenildi !


Futbolu pek sevmem, ancak önemli maçları takip ederim. Özellikle Dünya Kupası, Avrupa Kupası ve  Şampiyonlar Ligi gibi önemli gördüğüm maçları izlerim. Hele havanın sıcak olduğu mevsimlerde oynanan sözkonusu bu maçları terasta izlemeyi kaçırmam.

Bu akşam da önemli bir maç oynandı. FIFA Bayanlar Dünya Kupası çeyrek maçlarından Fransa-Amerika (ABD) maçı Paris’te oynandı. Şimdiye kadar ilk defadır bayanların oynadıkları bir maçı sonuna kadar izledim. Doğrusunu söylersek ; şimdiye kadar bayanların futbol oynamasını pek önemsemiyordum, « Kadınlar fiziki olarak zayıftır, o nedenle pek heyecanlı maç yapamazlar » diye düşünüyordum. İtiraf edeyim ; yanılmışım, bu akşam izlediğim maç çok kaliteli ve heyecan vericiydi. Zerafetiyle bilinen kadın futbol oynarken hem zerafetinden taviz vermiyor hem de maço erkekten daha güçlü, heyecan yaratarak oynayabiliyor.

Bu kupaya ev sahipliği yapan Fransa en az finale kadar gitmeyi planlamıştı fakat olmadı, 3 kez Dünya Şampiyonu olan Amerika milli takımına yenildi. Oysa güzelliğiyle dikkatleri üzerine çeken Fransa Bayanlar Milli Takımı Teknik Direktörü Corinne Diacre bu kupayı almaya çok hazırlanmıştı. Bu akşam gözleri yaşlı olarak Parc des Princes Stadından ayrıldı. Geleceği tartışılıyor.

Maço erkek takımları kadar Bayan Futbol Takımlarının maçları da zevklidir. Makyajsız, sadece ojeli olarak sahaya çıkan bayan futbolcular hem zarif ve hem de güzelliğinden taviz vermiyorlar. İzlemek lazım.

Bakalım bu günlerde G20 Zirvesi için Japonya’nın Osaka şehrinde bulunan Tramp ve Macron arasındaki maç nasıl gider. Macron’un yaptığı açıklamaya göre, eğer ABD Paris Antlaşmasının gereklerini yerine getirmez ise kendisi zirvenin sonuç bildirgesine imza atmayacak. Bu akşam izlediği maçtan sonra acaba tavrı değişti mi ? Göreceğiz.

Ahmet . G. DERE  /  29.06.2019   

26 Haziran 2019 Çarşamba

Avrupa Parlamentosu Seçimleri ve Yeni Dengeler


23-26 Mayıs 2019 tarihlerinde Avrupa Parlamentosu Seçimleri gerçekleşti. 28 üye ülkede gerçekleşen seçimlere katılım %51 oldu, böylece 2000’li yılların en yüksek katılım oranı oldu. Gerçekleşen seçimler Avrupa Birliği’nin 2019-2024 yılları arasında görev yapacak yeni parlamentosunu oluşturdu. Fakat AP çok parçalı, AB’nin geleceğinde müzakere ve uzlaşmayı gerekli kılacak, yasa yapımını ise zorlaştıracak bir yapı meydana gelmiştir.

Seçim sonuçlarına göre, Hıristiyan Demokratlar (PPE) ve Sosyal Demokratlar (Sosyalistler) birinci ve ikinci siyasi grup olma özelliklerini korudular ancak parlamento tarihinde ilk kez çoğunluğu sağlayamadılar. Yeşiller ve Avrupa yanlısı Liberaller parlamento’daki oy oranlarını artırdılar. Aşırı sağcı / popülist ve milliyetçi partiler ise  oylarını hatırı sayılır oranda arttırarak AB’nin geleceğinde daha fazla söz hakkı edinmiş oldular.

AP seçimlerinden sonra yeni dönemde bu kuruma başkanlık yapacak Parlamento Başkanı  seçilecek. Bununla birlikte AB Komisyonu başkanı ve AB Konseyi başkanı da seçilecek. Ayrıca AB’nin dış ilişkilerinden sorumlu temsilcisi ve Avrupa Merkez Bankası başkanının da yeniden seçilmesi gerekiyor.

Avrupa Parlamentosuna başkan seçilecek kişi iki büçük yıllık görevine, normal şartlarda 1 Temmuz’da başlaması gerekir. AB Konseyi başkanı ise 1 Aralık’ta, diğerleri ise, büyğk ihtimalle  Kasım ayında yeni görevlerini devralacaklar. Avrupa Birliği sözkonusu yönetici kadrolarını belirlerken başta cinsiyet olmak üzere, siyasi grup ve coğrafi temsil konusunda da dengeleri gözetecek.

AB Yöneticilerinin en fazla önem verdikleri görev AB Komisyonu başkanlığıdır. 20-21 Haziran günlerinde yapılan  Avrupa Birliği Liderler Zirvesinde AB Komisyonu başkanı konusunda uzlaşma sağlanamadı. Angela Merkel’in aday gösterdiği Manfred Weber (AP’nin bir önceki Hiristiyan Demokratlar-PPE- başkanı) Paris tarafından kabul görmeyince zirve bir anlamda karar almadan dağıldı. Daha sonra Manfred Weber’in yaptığı açıklamalarda halen aday olma konusunda ısrarlı olduğunu görüyoruz. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron Almanya’nın adayını kabul etmemekle birlikte kendi adayını da göstermiyor. Macron belli bir isim üzerinde durmamakla beraber, tecrübeli ve güvenilir bir adayın başkan olmasını istediğini açıkladı. Diğer taraftan Sosyalist grubun adayı var. AP seçimlerinde Sosyalistlerin liste başı adayı olan Hollanda’nın eski dışişleri bakanlarından Frans Timmermans ise AB’de oldukça deneyimli ve halen AB Komisyonu’nun birinci başkan yardımcılığı görevini yürütüyor. Oy oranları düşmesine rağmen, yapılacak pazarlıklar sonucu Sosyalistlerin Komisyon başkanlığını kazanma şansı yok değil.

AB yolculuğunu devam ettirebilmek için, her şeyden önce AB yanlısı birinin Komisyon’un başkanlık koltuğuna oturması gerekiyor. Bu nedenle güçlü, tecrübeli, güvenilir ve uzlaştırıcı olma özelliklerini taşıyan bir aday bulunmak zorunda.

30 Haziran’da toplanacak olan AB Liderler Zirvesi bu konuda karar vermesi bekleniyor.

Avrupa Komisyonu AB için önemlidir. Çünkü AB Komisyonu ve başkanı üye devletlerin direkt çıkarlarını değil, AB’nin genel çıkarlarını temsil ediyor. Bu nedenle Komisyon, AB’nin gelişim ve ilerlemesini sağlayacak karar verici organlar içinde AB adına konuşan esas kurumdur. AB liderlerinin Komisyon başkanı ismi üzerinde anlaşmalarının ardından, sözkonusu isim AP’nin gündemine de giriyor, oy çoğunluğuyla seçilmesi gerekiyor.

Yeni süreçte AB-Türkiye ilişkileri de masada olacak. Türkiye açısından zor bir süreç olacağı şimdiden belli. Avrupa Parlamentosu bu yılın son aylarında Türkiye ile ilgili dosyasını yeniden açacak. Ancak  AB’nin yeni yöneticilerinin Türkiye’ye dair pek de pozitif görüşleri yok. Dolayısıyla AB-Türkiye yolculuğunda ciddi engeler çıkacaktır.

Kürt Sorunu ile ilgili ise mevcut durumda pek ciddi birşey söylenemez. AP’nin yeni yapısında Kürtlere yakın isimlerin olmasıyla birlikte, Kürt Sorunu ile ilgili tartışmalara pek sıcak bakmayanlar da var. AP’de gücünü artıran Aşırı Sağcıların bu konuda pek pozitif oldukları söylenemez. Dolayısıyla AP’de Kürt Sorunu ile ilgili tartışmaların yapılabilmesi için Kürt Kurumları üzerine önemli görevler düşmektedir. Özellikle Avrupa’daki Kürt Kurumları bu konuda daha ciddi ve akılıca aktiviteler geliştirmeleri, AP’de iyi bir lobi faaliyetini yapmaları gerekiyor.

Ahmet Gülabi DERE
25.06.2019