2 Ocak 2019 Çarşamba

Türkiye'de Yerel Seçimler

31 Mart’ta Türkiye sandık başına gidiyor. Yerel de olsa bu seçimler önemlidir. Zira halka hizmet önce yerelden geçiyor, yerelde hizmet etmeyen, edemeyen bir müesesenin başarılı olması düşünülemez. Bu nedenle AKP de sözkonusu bu seçimlere önem veriyor, devletin tüm gücünü de arkasına alarak çalışıyor. AKP’nin bu seçimlerde başarısız olması durumunda gelişme grafiği aşağı doğru düşer, önü alınamaz bir hale girer.

AKP’nin MHP ile bu yerel seçimler itifak yapma gereksinimi duyması geçen Cumhurbaşkanlığı seçimlerine benzemez, zira yapılacak olan iki türlü bir seçim değildir. Eğer AKP kendisi açısından zayıflama tehlikesini görmemiş olsaydı 31 Mart için MHP ile itifak yapmazdı. Zira yapılan itifağa göre MHP’nin en az iki büyükşehir daha alması öngörülüyor. Bunların da AKP’den MHP’ye kayacağını düşündüğümüzde AKP’nin bu seçim itifağına daha fazla ihtiyaç duyduğu anlaşılıyor.

AKP-MHP itifağının kârlı tarafı daha çok MHP olurken, dezavantajlı pozisyonunu avantaja dönüştürebildiği için AKP’nin de kârlı olacağını tahmin etmek zor değildir. Bir önceki yerel seçimlerine göre AKP’nin belediye sayısı düşecek, buna kesin gözüyle bakılabilir, ancak kaybedeceği belediyelerin bir kısmı MHP’ye, bir kısmı da İyi Parti’ye ve Saadet Partisi’ne gidecektir. Ne CHP nede HDP bundan pay alamayacağını düşünüyorum.

Kılıçdaroğlu’nun başında bulunduğu CHP yine klasik Atatürkçü düşünce ile kısır döngü içinde debeleniyor. Nerede hangi adayı göstereceği noktasında ciddi bir ikircikli durumu yaşıyor. Türkiye’nin en önemli iki büyük kenti olan Ankara ve İstanbul’da Büyükşehir Belediyesine aday yaptığı Mansur Yavaş ile Ekrem İmamoğlu bu seçimlerde göstereceği başarının aynasıdır. Sözkonusu her iki adayın, şimdiye kadar basına yansıyan demeçlerine bakıldığında, her ikisi de bu seçimleri şimdiden kaybetmişlerdir. Ankara adayının "Herkes ile görüşürüm HDP dışında" demesi, İstanbul adayının ise HDP ile ilgili özel bir çaba sarfetmeyeceğini söylemesi ne kadar cahil ve henüz çocuk olduklarını ortaya koymuşlardır. Gerek Ankara’da gerekse de İstanbul'da yaşayan hangi Kürt bu kişilere oy verir ? Olsa olsa Kürtlüğünden birşey anlamamış olanlar belki oy verir, diğerleri değil.

Bir süre öncesine kadar, yani CHP'nin İstanbul'da hangi adayı göstereceği henüz açıklanmazken kazanması pek olasılık dahilinde idi, fakat son günlerde görüyoruz ki sözkonusu olasılık bile görülmüyor. Aday gösterdiği Ekrem İmamoğlu’nun HDP ile ilgili söylediklerinden hareketle bakıldığında zaten zayıf olan kazanma olasılığı da kaybolmuştur. Gönül isterdiki temiz yetişmiş bir CHP'li aday gösterilsin. Öyle olması durumunda İstanbul'da yaşayan tüm Kürtlerin de kendisine destek vermesini isterdik, ancak olmadı, yine CHP kalitesiz aday gösterme alışkanlığından ısrar etmiştir. Dolayısıyla öyle görünüyor ki, gerek İstanbul gerekse de Ankara yine AKP ile devam edecek. Ankara ve İstanbul CHP için Türkiye’nin aynasıdır, bu iki büyükşehirden en az birini alması demek Türkiye genelinde belediye sayısını artması demektir.

HDP açısından da yapılacak olan yerel seçimlerin önemi büyüktür. Her ne kadar  bazılarına göre seçimlerden sonra yine kayumlar atanacak olsa da bunun şimdi tartışılması pek fayda getirmez. Hatta yaşanan kayumlardan ötürü bu seçimlerde daha dirayetli olmak lazım gelir. Henüz adaylar netleşmemiştir, dolayısıyla varolan bu zaman dilimi içerisinde doğru adayların tespiti de önemlidir. Takip ettiğim kadarıyla bazı kentlerde aday adayları birlikte hareket ederek (Muş’ta olduğu gibi) seçim çalışmalarını sürdürüyorlar. Bu tabloyu adayların tespitinden sonra da görmek isteriz.

HDP’nin aday tespiti sürecinde daha önce yaşanan sorunların tekrarlanmamasını arzuluyoruz. İllahi geçmişi HDP’nin devamı olduğu bilinen diğer partilerden gelen kişilerin aranmaması gerekir, iyi niyetli, çalışkan ve en önemlisi de salt halka hizmeti özümseyen kişilerin aday gösterilmesi çok gereklidir. Geçmişte yaşandığı gibi, eğer tekrar « şu kişi felankesin akrabasıdır », « bu kişi de bevankesin akrabasıdır » veya « felankes bevankesin yakınıdır » deyip ona göre aday gösterilse çok yazık olmuş olacaktır. Bir de HDP’de adeta koltuğu satın almış bazı isimler vardır, onların da bir şekilde mütevazilik gösterip aday olmamaları veya adaylıktan çekilmeleri isabetli olacaktır.

HDP’nin dikkat etmesi gereken diğer bir nokta da şudur ; şimdiye kadar hep bir yerlerden talimat alıyormuş gibi bir görüntü verme yerine kendi iradesiyle hareket eden bir parti gibi karar alması önem arzediyor. Bunu başkaları kulanmasın diye yapmamalı, özünde öyle olduğunu da gösterebilmelidir.

Hepinizin yeni yılını candan kutlar, olasılığı pek mümkün görünmese de, barış ile geçecek bir yeni yıl diliyorum.


Ahmet G. DERE  /  01.01.2019

4 Kasım 2018 Pazar

« Halimiz Ne Olacak ? »


Yazının başlığı bana ait değil, sık sık beni arayan bazı arkadaşların sordukları sorudur.

Zanediyorum çoğu insanlarımızın kafasında bu soru işareti vardır. Zira yaşananlar o kadar karmaşık bir hal almış ki insanlarımızın kafasında çeşit çeşit soru işaretleri oluşuyor. Gündemi iyi takip edemeyen, iyi bir tarihi bilgisi ve deneyimi olmayanların günümüzde Kürtlerle bağlantılı yaşananları anlaması kolay değildir.

AKP iktidarı Suriye’de vazife aldığı görevlerini henüz yerine getirmemiştir. Orada bulunan terörist örgütlerle diyalog içinde bulunarak üstlendiği sorumluluklarını yavaş yavaş yerine getirirken, bir taraftan da ezelden beri düşman gördüğü Kürtleri vurmaya çalışıyor. Suriye’nin geleceğinde Kürtlerin bir hak elde etmemesi için elinden geleni yapıyor. Dolayısıyla Suriye’de hem ABD, hem Rusya ve hemde Avrupa’nın her isteğini yerine getirmek için gerekirse yüzlerce Anadolu fakir-fukaranın çocuklarını feda ediyor. Buna çok kolay bir şekilde de fetva çıkarabiliyor, zavalı Anadolu çocuğunu ‘şehit’ ilan ederek ailelerini susturabiliyor.

Bir taraftan Suriye’deki terörist işbirlikçileriyle diyalog geliştirirken, diğer taraftan da esas amacı olan Kürtleri vurmak için operasyonlar yapıyor AKP iktidarı. Bugünlerde Kobanê’ye yönelik yapılanlara ilişkin ABD, Rusya ve Avrupa’nın sesiz kalması genel planın bir parçasıdır. (ABD’nin yaptığı yüzeysel açıklamaları pek kaale almamak lazım, ki kimse de kaale almıyor). Sözkonusu bu güçler için esas olan Suriye’nin geleceğinden kendi çıkarlarını kolamaktır. Kürtlere karşı yapılan kirli savaşlar sözkonusu bu güçlerin umurunda bile olmadığını belirtmek ve bilmek lazım.

Geçen ay İstanbul’da gerçekleşen Dörtlü Zirve, türk ordusuna Kobanê’ye yönelik operasyon vizesini çıkarmıştır. ABD sözkonusu bu zirveye katılmamış olsa da karşı da durmamıştır. Bu nedenle biz Kürtlerin ABD, Rusya ve Avrupa Birliği nezdinde şikayetlerde bulunmamızın bir manası yoktur. Bu güçlerden herhangi bir mudahale beklemenin çok naifçe bir yaklaşım olduğunu bilmeliyiz. Ancak bunu söylerken Amerika, Rusya ve Avrupa’da yaşayan Kürtlerin sokaklara çıkmasının bir anlamı yoktur demiyorum. Kürt Halkına karşı yapılan her tür saldırıyı kınamak ve ona karşı dünya kamuoyunu duyarlı olmaya çağırmak önemlidir ve gereklidir. Yaşananlara karşı sesiz kalmak onaylamak demektir, ki bu yaklaşım hiç bir Kürde yakışmaz. Sadece bunu bilelim ki ; bizim feryadımıza ne ABD, ne Rusya nede Avrupa gelir.

* * * *
Geçen ay Güney Kürdistan’da yapılan seçimler’den sonra henüz bir hükümet kurulmuş değildir. Zaten seçimler de oldukça gecikmeli yapılmıştı. Önümüzdeki günlerde yeni hükümetin kurulup işbaşı yapması bekleniyor. Hem ekonomik ve hemde siyasi ve diğer alanlarda zor günleri yaşayan Güney Kürdistan artık bir şekilde istikrara doğru yol alması önemlidir. Dürüst olan tüm Kürtlerin gözü kulağı üzerinde olan ülkemizin bu parçasında iyi gelişmelerin yaşanması hepimizin arzusudur. Zira bugün Kürtlerin bir şekilde yönetiği tek toprak parçası burasıdır. Bundandır ki özgürlüğe susamış olan herbirimiz sürekli ülkemizin bu parçasını gözlüyoruz, yaşanan iyi gelişmeleriyle övünüyoruz, olumsuz durumlarıyla üzülüyoruz.

Güney Kürdistan’da oluşacak olan yeni hükümetin önemli görevlerinden biri ekonomik sorunlara çözüm bulmak olurken, diğer bir görevi de sözkonusu bölgemizde bulunan siyasi ve toplumsal kurum ve kuruluşları ortak çıkarlar etrafında birleştirmektir. Şimdiye kadar yaşanan olumsuzluklardan ders çıkararak geni bir sürecin başlatılması elzemdir. Bunun için ise kurulacak olan yeni hükümetin ortak bir konsansüs ile oluşturulmasıdır. Aksi halde, başta TC ve İran olmak üzere, dış güçlerin atını koşturduğu bölge olmaktan öteye gidilemez. Bu da hepimizi üzecektir, hayal ettiğimiz Demokratik bir Kürt Sistemi’nin oluşması konusunda ciddi engel teşkil edecektir. Umarım bu noktada iyi gelişmelerle 2019 yılına gireceğiz.

* * * *
Ülkemizin Kuzey parçasında da, ne yazık ki, pek içaçıcı bir durumdan söz edemeyiz. Geçen belediye seçimlerinde halkın oylarıyla seçilen Belediye Başkanları ve Belediye Meclis üyelerinin çoğu ile HDP’nin bir önceki yönetiminin büyük bir bölümü zindanlarda, bir kısmı da yurt dışına kaçmıs bulunmaktadır.  Legal alanda siyaset yapanlar arasında en aktif olanların tutuklu ve yurtdışına kaçmış olan bir durumdan söz ediyoruz. Doğal olarak halimiz pek iyi olmamakta, olamamaktadır. Sözkonusu bu durum giderek daha da kötüye doğru yol alıyor. Hele hele yerel seçimlerin gündemde olduğunu düşünürsek durumun vehameti daha da artıyor demektir.

Gelecek yıl yapılacak olan yerel seçimler konusunda pek iyimser olmamakla beraber, doğru bazı adımların atılması sonucu değiştirebilir diye düşünüyorum, en azından iyimser olmanın daha sağlıklı olduğunu bilerek.

AKP yerel seçimler arefesinde ülkeyi bir savaş psikolojisine sokmak için Kobanê’ye yönelik operasyonu gündeme soktu. Savaş psikolojisinin hakim olduğu ortamlar puslu olur, böylesi durumlarda gücü elinde tutanlar herşeyi kendileri için mubağ görebilir. Sadece HDP’ye yönelik değil, CHP’ye yönelik de benzer yaklaşımlar sergilenebilir. Henüz aday adaylarının bile pek belli olmadığı yerel seçimler için ultra yetkilerle donatılmış savcılar harekete geçmiş bulunmaktadır. Kendilerine göre ilegalite ile bağlantısı ‘tespit’ edilen her aday veto edilebilir. Bu noktadan bakıldığında önümüzdeki yerel seçimlerin kolay olmayacağını görürüz.

Kolay iş başarmanın pek değeri olmadığını bilerek yerel seçimlere yaklaşılırsa daha sağlıklı bir sonuç ortaya çıkabilir. HDP’nin üst, alt ve orta kademe yöneticilerinin doğru bir yaklaşım ile seçimlere hazırlanmaları gerekiyor. Doğru adayların tespitinden tutalım yerel düzeyde itifaklar yapmaya kadar, özellikle Kürdistani kurum ve kuruluşlarla, ince dokuyarak sık dokumanın önem arzettiğini bilmekte fayda vardır. Zor ve kötü görülen tablodan azami düzeyde olumlu sonuç çıkarmanın da mümkün olduğunu düşündüğümüzde seçimlere kadar çok şey değişebilir diyerek bu yazıya noktayı koyalım.

Ahmet Gülabi Dere
03.11.2018

29 Ağustos 2018 Çarşamba

Batan Gemi ve Kürtler

24 Haziran seçimlerinden önce Türkiye ekonomisinin ciddi bir kriz ile karşı karşıya olduğu aşikardi. Bu konuda yazan, konuşan, tartışan bilen ve cesaretli insanlar olmuştur. Ancak AKP ve yandaşları (özellikle yandaş medya) karşı mücadelede tüm gücünü kulanarak Türkiye kamuoyunu yanıltmayı bir şekilde başardılar; böylece 24 Haziran Seçimlerinden ‘galip’ çıkmış olmayı yasallaştırabildiler.

Seçimlerden sonra, durgun yaz aylarına rağmen, Türkiye ekonomisinin başaşağı gidişi su yüzüne çıktı, çıkmazının derinleşmesi engelenemez bir hal aldı. AKP-MHP Koalisyonu, arkasına da tüm yandaş kurumları alarak, krizi gölgelemeye, ona sunni sebepler yaratmaya çalıştılar, çalışıyorlar. Hatta o denli pervasızlaşıp kendi sebep oldukları krizden vazife çıkarmak için tüm çabalarıyla uğraşıyorlar.

Recep Tayip Erdoğan’ın yeni imdad parolası olan ‘Hepimiz aynı gemideyiz’ savsatası devreye girmiş. Bu imdad çağrısıyla tüm Türkiye´nin kendi arkasında durmasını buyurmaktadır. Gerçek durumu ve bu krize sebep olanları ifşa etmek için ağzını açanı ´vatan haini´ ilan etmeye kadar vardırılan bir dikta rejimi Türkiye’de işbaşında. Binlerce kişi sadece sosyal medyada birşeyler paylaştığından dolayı içerde, demir parmaklıkların ardında.

İşte böylesi bir süreç tam da muhalefet ve mücadele etme dönemidir diyorum. Başta CHP olmak üzere HDP ve diğer tüm muhalif ve tarafsız kesimlerin gerçekleri kamuoyuna izah etmek için yoğun bir çalışma yürütmeleri gerek. ‘Hepimiz aynı gemideyiz’ safsatalarını bir tarafa bırakıp şimdiye kadar sözkonusu geminin dümeninde kimlerin olduğunu, bir taraftan ülkeyi kirli savaşla yönetirken diğer taraftan da kendi ve yandaşlarının ceplerini doldurmak için bu dümende ne gibi ahlakdışı oyunlar oynadıklarını halka izah etmeleri, göstermeleri lazım. Eğer Türkiye Halklarının yararı düşünülüyorsa bunu yapmak herkesin, ve özellikle de bilinçli ve kendini toplumun öncüsü olarak görenlerin görevidir.

Gelinen aşamada türk ekonomisi kadar AKP’nin de bünyesi oldukça zayıflamış durumda. AKP göstermelik kongrelerle bu durumun önünü almaya çalışıyor olsa da başarılı olamaz. Bu nedenle sözkonusu bu süreçte eğer doğru bir muhalefet yapılırsa Türkiye Halkları için en yararlı iş yapılmış olunur. Yerel seçimlere dogru gidilen bu süreçte doğru mücadele ve muhalefet kaçınılmaz olmuştur.

AKP’nin dış müdahale dediği arguman boş laflar olmaktan öte değildir. Yıllardır devletin ekonomik kasaları, özellikle Kürtlere karşı yürütülen kirli savaşın ağır faturasıyla boşaltılmamış olsaydı Trump’ın bir twit atmasyla TL bu şekilde başaşağı gitmeyecekti. Eğer Trump’ın bir twitiyle bir ülkenin ekonomisi bu şekilde krize giriyorsa o zaman vay dünyanın haline demek lazım. Öyle olsaydı Rusya’nın, Çin’in ve de İran’ın ekonomisi çoktan çökmüş olmalıydı.

AKP-MHP Koalisyonunun imdadına Almanya’nın koştuğunu görüyorüz. Tıpkı Osmanlı Imparatorluğunun son yıllarında Almanya’nın oynadığı rol şimdi Merkel yönetimindeki Almanya oynuyor. Osmanlının sonu engelenemediği gibi bugün Türkiye Halklarına acı ve sefaletten başka birşey yaşatmayan AKP-MHP Koalisyonunun sonu da aynı akıbet ile karşı karşıyadır. Ancak Avrupa Birliği Merkel Almanyası gibi düşünmüyor. AB’nin önemli güçlerinden biri olan Fransa, AB’nin Türkiye ile ilgili daha tutarlı bir politika izlemesi gerektiğini tartışıyor. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron Büyükelçiler Konferansında yaptığı konuşmasında bu konuyu gündeme getirdi. Öyle görülüyor ki Eylül ayı ile birlikte açılacak olan AB Kurumlarında Türkiye-AB Süreci yeniden ele alınacak. Bu yılın son aylarında Avrupa Parlamentosunda Türkiye ile ilgili ciddi tartışmaların yaşanacağı şimdiden belli.

Doğru zamanda doğru tavır almanın çok önemli olduğunu bilmek gerek. Dolayısıyla Türkiye Halklarının geleceği için gelinen nokta çok ama çok önemlidir. Eğer siyasi partiler (Özellikle CHP ve HDP) tarafından sağlıklı bir muhalefet yapılırsa ve de biz Kürtler doğru bir mücadele yürütürsek gemi batar, ama bu gemi Türkiye değil, AKP-MHP Koalisyonu olacaktır.

Erdoğan’ın dediği gemide hiç bir zaman Kürtler yer almadığı gibi zaten şimdi de yoklar. Batacak gemide olsa olsa hayatında Kürtlere hiçbir faydası olmayan ‘Kürtler’ olabilir. Zaten Kürt Halkı onlar için « Okyanusların dibine kadar yollari vardır” der. Bu nedenle batacak bir gemi varsa bizi kaygılandırmaz, kaygılandırmamalıdır. Fakat böylesi süreçlerde her Kürt kendi tedbirini de almalıdır. Zira sıkıntılı süreçlerden geçen TC ve özellikle de MHP’nin ortağı olduğu bir hükümet çok tehlikeli oyunlara girişebilir. Sadece gerillaya karşı değil, sivil halka karşı da saldırılar olabilir. Halkın ekonomik gücüne de el konulabilir. Geçmişte bunlar çok yaşanmıştır, tekrar gelişebilir. Dolayısıyla yürtsever olarak bilinen her Kürdün bu süreçte gereken tedbirini alması, can ve malını iyi koruması elzemdir. Bir taraftan haklı dava uğruna mücadele edilirken diğer taraftan da öz savunma refleksinin canlı tutulması gerekir.


Ahmet Gülabi DERE  /  28.08.2018

2 Haziran 2018 Cumartesi

Seçim sonuçlarına ilişkin olasılıklar, CHP ve HDP

Baskın seçimler ile ilgili karar AKP-MHP koalisyonunun çıkarları için alınmıştı, ancak öyle görülüyor ki sonuçlar hiç de bu şer cephesinin istediği gibi olmayacak.

Türkiye'de yapılan anketlerin çoğu yandaş olduğu için AKP-MHP koalisyonunun oy oranı sürekli birkaç puan yüksek gösteriliyor, şimdilik %45 diyorlar. Bir hafta öncesine kadar sözkonusu bu oran %52 olarak gösteriliyordu. Eğer diğer partiler söylemlerinde ciddi bir hata yapmasalar 24 Haziran'da AKP-MHP koalisyonu hezimete uğrayabilir, oy oranı %40´a düşebilir. Bu şu anlama geliyor, AKP %32-33, MHP-BBP %7-8 dolayında oy alabilecek. Sonucun hezimetle karşılaşabileceğini tahmin eden AKP kurmaylarının eteği ateş tutuşmuş, yandaş medyada hergün boy göstermeye gayret ediyorlar.

Mevcut durumda HDP'nin oy oranı %10-11 civarında gibi görünüyor. Eğer iyi bir kitle çalışması sürdürülüp, kapı kapı dolaşarak kitlelere iyi mesaj verilirse bu oran %11-12´ye çıkabilir. Yani, olağanüstü bir müdahale gelişmez ise (AKP-MHP-Derin Devletin müdahalesi) HDP'nin barajı aşma sorunu olmayacaktır. Bu da takriben 60-70 milletvekiline tekabul ediyor.

Bu seçimler CHP için kader bellirleyici öneme sahiptir. Son 30 yıldır ilk defa bu denli iktidar  olmaya yakın görünüyor. Kendi içinde homojen bir yapıya sahip olmayıp gizli bir iç çatışmayı yaşıyor olsa da Muharem INCE'yi Cumhurbaşkanlığına aday göstermekle olumlu bir grafik yakalamıştır. INCE ´nin söylemleri ve performansı iyi gibi görülüyor. CHP yönetimi de onun arkasında sağlam durup kalan birkaç günlük kampanya sürecini iyi değerlendirirse (Özellikle Kılıçdaroğlu'nun gaf yapmaması önemlidir) ikinci turda Muharem INCE'nin kazanması büyük ihtimaldir.

Daha önceki süreçlerde olduğu gibi bu seçimlerde de Kürt seçmeninin rolü kilit önemdedir. Dolayısıyla Kürt oylarının büyük çoğunluğunu temsil eden HDP’nin rolü ve ağırlığı da büyüktür. Eğer milletvekili seçimlerinde CHP yanlış yapmaz ise (AKP-MHP-Derin Devlet ile hareket edip HDP'yi baraj altında tutma yaklaşımına girmez ise) Cumhurbaşkanlığı Seçimlerinin ikinci turunda Muharem INCE'nin şansı daha da artacak.

CHP ile ilgili pozitif düşünmek istesek de kulağıma farklı sesler geliyor. CHP Genel Merkezine yakın kaynaklardan gelen mesajlar negatif bir rüzgarın estiğini haber veriyor. Özellikle milliyetçi ve Kılıcdaroğlu´na yakın bir kesim HDP’nin meclise girmesine pek sıcak bakmıyor. Diğer bir kesim ise daha pozitif bir yaklaşım içindedir. Bu kesim, özellikle CHP’nin milletvekili çıkaramayacağı olan seçim bölgelerinde HDP’nin desteklenmesinden, böylece HDP’nin kolaylıkla barajı aşmasından yana gibi bir yaklaşım içindedir. Eğer bu ikinci kesim ağırlığını koyarsa durumlar çok daha olumlu gelişebilir. Bu yaklaşım Cumhurbaşkanlığı ikinci tur seçimlerinde Kürtlerin INCE´ye oy vermesini sağlayabilir. Aksi halde AKP-MHP koalisyonu mecliste çoğunluğu elde eder, 16 yıldır Türkiye’ye çektirilenler devam eder.

Cezaevinde olmasına rağmen Selahattin Demirtaş'ın küçümsenmeyecek düzeyde oy alabileceğini tahmin ediyorum. Ezilen, sömürülen ve devletin antidemokratik uygulamalarına uğrayan herkesin adayı elbette Selahattin'dir.

Umarım seçim sonuçları beni yanıltmayacaktır.

Ahmet G. DERE
01.06.2018